Skip to main content

Rekabetin kökenleri erken çocukluk dönemine dayanıyor. Rekabet; kıyaslama, kaybetme ihtimali, kıskançlık, sahip olma isteği gibi kavramlarla yakından ilişkili. 

Klein, rekabetin erken dönem anne-bebek ilişkisi ile ortaya çıktığını düşünür. Bebek, henüz sahip olamayan/yetersiz bir konumda iken annenin ona kaynaklarını sunan yanı ile rekabete girebilir. Çünkü anne, bebeğe onda olmayan/eksik olan bir şeyi veriyordur, bunu yaparken anne her daim tüm kaynaklarını bebeğe ayıramaz. Bu noktada bebek muhakkak hayal kırıklığına düşecek, eksiklik ve mahrum bırakılma duygularını yaşayacaktır. Bu noktada “Onda bana vermediği bir şey var ve ben onu istiyorum.” hissi ortaya çıkar. Anne aslında hem veren hem de mahrum bırakandır. Bu noktada Klein, bebeğin anneye karşı ve onda olanlara karşı yıkıcı duygular besleyebileceğini söyler, kıskançlık ve haset ortaya çıkabilir. Bu da bebeğin annenin sahip olduklarına duyduğu hislerle birlikte onunla rekabete girebileceğini düşündürür.

Freud, rekabeti daha çok Ödipal dönem (3-5 yaş) ile ilişkili olarak ele alır. Ödipal dönemde, anne-baba-çocuk üçgeninin oluşmasıyla birlikte çocuk, ebeveynlerden birini rakip olarak algılamaya başlar. Çünkü üçüncü kişi bir bakıma ikili ilişkinin arasına giren, birini diğerinin elinden alabilecek potansiyel bir rakip olarak deneyimlenir. Bu noktada çocuk, kendisini ebeveynler ile kıyaslamaya başlayabilir, kaybetme korkusu yaşayabilir ve sahip olan olmak için hırslanabilir. Aslında burada çocuk sevgi nesnesine, yani ebeveyne sahip olmak ister. Ancak bu kendisine atfedeceği değeri de belirleyen bir durum yaratır, ona sahip olan olmak kendisini de daha değerli hissetmesini sağlayacaktır. Bu noktada Freud rekabeti narsistik yaralanmalar ve Ödipal kıskançlık üzerinden inceler.

Benzer duygular bir kardeş olduğunda da yaşanır. Aileye yeni birinin gelişi çocuk için bir bakıma yeni bir  rakibin gelişi anlamını da taşır. Anne ve babanın ilgisini, imkanlarını, zamanını, sevgisini paylaşmak durumunda kalmak bir çocuk için başlarda çok zorlayıcı olabilir, bu noktada çocuk kendisini hem daha değerli hissetmek hem de ebeveynlerinin kaynaklarına tek başına sahip olmak için kardeşi ile rekabete girebilir. Bu noktada rekabetin kişinin kendi benliğini yüceltme, üstün tutma isteği ile ilişkili olduğu da düşünülür. 

Rekabetin; sahip olunamayan şeyin başkasında var olmasının getirdiği duygularla veya sahip olduğumuz şeyin başkasının eline geçip onu kaybetme ihtimalinin getirdiği duygularla ilişkilendiğini görürüz. 

Rekabet, yıkıcı bir noktaya evrilebileceği gibi yapıcı bir dinamik de yaratabilir. Rekabet, ilişkilerde ve kendi içimizde haset ve saldırganlığa dönüştüğünde bozucu bir etkiye sahip olabilir. Bu durum kendisini “Bende yok, onda da olmasın.” şeklinde gösterir. Öte yandan rekabet, özdeşim yoluyla büyümenin ve gelişmenin yolunu açabilir. Bu aslında temelde “Ben de onun gibi olabilirim.” diyebilmektir. Bu kişide motivasyonu artırır. Rekabet hissedilen kişi tehlike olarak görülmez, kişi yok etmek değil, ondan öğrenmek ister. 

Örneğin, ödipal dönemde ebeveyni ile rekabet hisseden bir çocuk, ebeveynin bazı özelliklerini kendisine katarak özdeşim yoluyla rekabetin üstesinden gelir ve benlik gelişimini destekler. Karşıda gördüğümüz “iyiyi” ondakini yıkmaya çalışmadan kendi içimize katabildiğimizde haset son bulabilir ve özdeşim yoluyla gelişim sağlanabilir.

Önerilen Okumalar: 

– Freud, On narcissism (1914) 

– Klein, Haset ve Şükran

* Görsel: Evanou Art – Chasing Dreams